Zuckerberg insanlığa karşı


Zuckerberg insanlığa karşı

Cemil Caca Arslan

Think DoCo. Araştırma Merkezi


Dünyada milyarlarca insan tarafından kullanılan popüler mobil haberleşme uygulaması WhatsApp’ın, veri güvenliğini ciddi surette tehlikeye atacak bir veri politikasını kullanıcılarına dayatmaya kalkması bütün dünyada tepkiyle karşılandı. AB, bu hususa dair daha önceden çıkardığı gelişmiş mevzuatıyla mezkur dayatmadan muaf kalırken; ülkemiz ve dünyanın geri kalanı için aynı şeyi söylemek ne yazık ki mümkün değil. Elbette ki bu hikayenin bir de arkaplanı var…

Ne olmuştu?

DoCo Nabız’ın 11 Aralık 2020 bülteninden ibaret sık sık yer verdiği üzere ABD’de büyük teknoloji firmalarına, bilhassa Facebook’a karşı başlayan anti-tröst davalar serisi; Facebook’un büyük imparatorluğuna bir tehdit oluşturmuştu. Davaların esas amacı Facebook’un WhatsApp’ı devralmasının iptalini sağlamak ve rekabetçi bir ortamın yeniden oluşmasını sağlamaktı. Aynı bültende Fransa’nın Google ve Amazon’a veri politikaları yüzünden kestiği kaydadeğer ceza da işlenmişti.

16 Aralık 2020 tarihli bültenimiz ise AB’nin büyük teknoloji firmalarına yönelik regülasyon hazırlığını dikkate almış ve bu regülasyonların ABD tarafından da benimsenebileceği uyarısını yapmıştı.

25 Aralık 2020 tarihli bültenimiz ise Facebook’un “yapay rekabet” yaratmak suretiyle anti-tröst davaların önünü kesmeyi hedeflediğine dikkate çekilmişti. Bu bültende beklentilerimiz arasında Facebook’a karşı başlatılan yasal sürecin güçlenerek devam edileceğine dikkat çekilmişti.

DoCo Nabız; Facebook, Amazon, Google ve Alibaba gibi teknoloji devlerine yönelik başlatılan yasal sürecin başından beri takipçisi olarak bu süreçlerin doğurduğu politik riske karşı uyarılarda bulunmuştu.

“Amerika benim yazışmalarımı ne yapsın”

Amerika bizim yazışmalarımızla ya da telefon rehberimizle ilgilenmiyor. Bununla birlikte 2016 yılında patlayan Cambridge Analytica skandalı ile birlikte bu tip önemsiz gözüken verilerin siyasi manipülasyonda kullanılabileceği ortaya çıkmıştı. Bunun yanında ticari hayatta ve bilhassa dijital pazarlama firmaları tarafından bu verilerin kullanıldığı anlaşılmıştı.

Buradaki temel mesele, doğrudan bir şahsın özel hayatından daha fazlası. İnsan iradesinin yok sayılmaya başlandığı ve popülistlerin elinde tehlikeli bir silaha dönüşebilecek bir teknoloji ile karşı karşıyayız. Büyük teknoloji firmalarının, küreselleşme lehine dolaylı bir dikta oluşturmaya başladığı şeklinde yorumlanabilecek bu tip gelişmeleri hafife almanın kısa vadede bir bedeli gözükmese de uzun vadede insanlık için acı sonuçlar doğuracağı muhakkak.

​​

Dünya için ne ifade ediyor

Dünyada kamusal ve özel alanın devam eden mücadelesinde, özel alan bünyesinde barınan ve özel alanın esas gücünü teşkil eden büyük teknoloji firmalarının; iktidar alanlarını devletlerin aleyhine korkunç bir şekilde geliştirdiğini görüyoruz. Devletler ve bireyler arasında yüzlerce yıl süren mücadele vardığımız noktada bir dengeye ulaşmış olsa dahi; tüm kaygıları kâr olan özel şirketler ile böyle bir dengenin kurulmadığı aşikar. Dolayısıyla devletler ve büyük teknoloji firmaları arasında süregelen mücadelede büyük teknoloji firmalarının kazandığı her muharebe; bireylerin özgürlüklerini dolaylı yoldan daraltıyor. Büyük teknoloji firmalarının ne kadar yasakçı olabileceklerini Kongre Baskını sonrasında Trump’ın hesaplarının kapatılması ile görmüştük. Büyük teknoloji firmaları böyle durumlarda hem hakim, hem savcı hem de cellat olarak rol alıyor ve bireyler bu güç karşısında tamamen çaresiz, mecburen uyumlu bir pozisyonda yer alıyor. Hâliyle devletlerin aksine, büyük teknoloji firmalarının bireyler üzerinde mutlak otorite kurmaya daha yakın olduğunu söyleyebilmemiz de mümkün. Bu tip gelişmeler dünyada küreselleşmenin daha radikal uçlara doğru seyrettiğini kanıtlamakla birlikte insanların bireysel alanlarının hepten daraldığı distopik bir geleceğin habercisi.


Facebook neyin peşinde

Facebook’a karşı eyalet başsavcılarının işbirliği ve Federal kurumların desteğiyle başlatılan anti-tröst sürecin ilk ve en önemli amacı WhatsApp’ın devralınmasının iptali. Bu durum karşısında Facebook, en önemli veri kaynağı olan WhatsApp’ı kaybetme ihtimaliyle de karşı karşıya. Facebook’un bu süreç karşısındaki çırpınışlarını DoCo Nabız’da işlemiştik. Daha önce kendisine yönelik iddialardan kurtulmak için yapay rekabet yaratma teşebbüsünde bulunan Facebook, bu ironik teşebbüsün fayda getirmeyeceğini görmüş olmalı. Büyük teknoloji firmalarına yönelik genel dalganın da fark edilmesiyle birlikte Facebook’un bu davayı kaybedeceğini kabullenmiş olduğunu iddia edebiliriz. Bu iddiamızın arkasındaki en önemli dayanak ise son WhatsApp gizlilik kuralı. Facebook’un bir deyişle şirketin içini boşalttığı, alabildiği kadar veriyi almaya çalıştığı ve zaten devri iptal olması fazlasıyla muhtemel WhatsApp’ın uğradığı değer kaybını umursamadığını düşünüyoruz. Öbür yandan, Biden döneminde büyük teknoloji firmalarına yönelik devam edecek yasal girişimlere karşı Facebook’un pozisyonunu tahkim etmeye çalıştığı söylenebilir.


Beklentiler Yerine Sonuç

Zuckerberg’in tüm insanlığın aleyhine sonuç doğuracak hareketlerine bir yenisi eklendi. Bireysel alanın git gide daraldığı ve özgür iradenin kökünden yok edilmeye çalışıldığı aşikar olmakla birlikte; bunların başarıldığı bir distopya da çok uzak değil. Bununla birlikte çözümler de mevcut. Büyük teknolojileri sınırlamak üzerine AB tipi mevzuatların geliştirilmesi, Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun güçlendirilmesi, veri stratejilerinin Milli Güvenlik Kurulu seviyesinde dikkate alınması ile devletlerin elinin güçlenmesi; büyük teknoloji firmalarının bize sunduğu bu karanlık geleceği engelleyebilir.

.